3 FENERLİ...
Polis 3 fenerliyi kaçakçılıktan yakalamış. Polisler: 'Sizi uluslararası suçtan tutukluyorum' demiş. 

Fenerliler de: 'Abi biz fenerliyiz, bizim uluslararası ne işimiz olur' demiş.

 

YAMYAMLAR...

Bir bankada 5 tane yamyam, programcı olarak görevlendirilirler.. Müdürleri onlara hitaben: 
"Şimdi burada çalışabilirsiniz. Burada iyi para kazanabilirsiniz. Ama yemek yemek için bankanın kafeteryasına gideceksiniz ve diğer çalışanları rahat bırakacaksınız" der. 

Yamyamlar hiç bir çalışanı rahatsız etmeyeceklerine söz verirler. 4 hafta sonra müdürleri gelir: 
"Çok iyi çalışıyorsunuz. Yalnız katınızdaki temizlikçi kız kayıp. Ona ne olduğunu biliyor musunuz?" diye sorar. 

Yamyamların hepsi "hayır" derler ve bu işle hiç bir ilgilerinin olmadığını söylerler. Müdür gidince yamyamların şefi yamyamlara döner: 
"Aranızdan hangi maymun temizlikçi kızı yedi?" diye sorar. 

En arkadaki yamyam alçak bir sesle cevap verir: 
"Ben yedim" 

Bunun üzerine şef şöyle cevap verir. 
"Ulan aptal! Biz 4 haftadır grup müdürleri, bölüm müdürleri, proje yöneticilerini yiyip duruyoruz ki kimse farkına varmasın diye, nasıl olsa onların bir işe yaradıkları yok senin durup dururken temizlikçi kızı yemen şart mıydı?!.."

 

İŞÇİ - İŞVEREN...

Toplu sözleşme pazarlığından yeni çıkmış sendika başkanı, salonda toplanmışÂ¸ işçilere ateşli bir söylev çekmektedir: 
"Yoldaşlar! Yönetimle yeni bir sözleşme yaptık... Bundan böyle haftanın dört günü daha çalışmayacağız!" 

Kalabalık ," Yaşasınnnn!" diye bağırır.
"Çalışma saatimiz beşte değil dörtte bitecektir!"...
"Yaaşşaaaaaaaa!"........ 
"Çalışmaya dokuzda değil onbirde başlıyacaaağııızzzz!".. 
"Helaaaalllll!"......
"Maaşlarımız %150 artacaaaktıııırrr !"..... 
"Vaaaaaoooaaaaaaaavvvvv !"....... 
"Yalnızca çarşambaları çalışaacağıızzzz !"

Bu sözün ardından derin bir sessizlik olur.... Derken arkalardan bir ses duyulur..... 
" Her çarşamba mı? "

 

BORÇ...

Temel'le Dursun para çekmek için bankada, gişe önünde beklerken bankaya birden silahlı dört kişi girmiş... 

Soygunculardan ikisi silahlarını gişe memurlarına, ikisi de, gişe önünde sırada bekleyen müşterilere yöneltmiş... Soyguncuların başı, 'Bu bir soygundur ve asla şaka değildir' diye sert bir sesle bağırdıktan sonra, aynı ses tonuyla gişe memurlarına ellerini havaya kaldırmalarını, gişe önünde bekleyen müşterilere de yüzükoyun yere yatmalarını ve saatleriyle ceplerindeki tüm paralarını çıkarıp, yanlarına koymalarını bildirmiş...

Temel'le Dursun da yere uzanıp, saatlerini ve ceplerindeki tüm paralarını çıkarıp yanlarına koyarken, Temel Dursun'a yüz liralık bir banknot uzatmış ve sessizce; 
'Geçen ay senden borç aldığım yüz lirayı bir türlü fırsat bulup ödeyememiştim' demiş, 'Hazır cüzdanımı çıkarmışken vereyim Dursun...'

 

DİŞ AĞRISI...

İki arkadaş halı saha maçından çıktıktan sonra dertleşiyormuş... Birincisi dişlerinden şikayet etmiş; 
'Yarın sabah hayatımda ilk defa protez taktırmak için diş hekimi Dr. Temel'den randevu aldım...' 

Öteki, 'Tesadüfe bak' demiş ve kendi protezlerini iki yıl önce ayni doktorun taktığını söylemiş...
'Öyle mi' demiş birincisi, 'Nasıl iyi mi bari?...'
'Valla' demiş arkadaşı, 'Geçen gün yine tam bu sahada top oynuyoruz... Aramızda iki metre var yok, adamın biri topa bir çaktı, inanır mısın top en az 200 kilometre hızla tam karnımda patladı, yere yıkıldığımı hatırlıyorum...' 

Birinci adam şaşırmış: 
'İyi de bunun ağzındaki protezlerle, sorduğum doktorla ne ilgisi var?...'
'İnan bana' demiş arkadaşı, 'Son iki yıldır ilk defa tam o an dişlerimin ağrısını unutabildim...'

 

SOHBET...

Uçağın havalanmasını beklerken adamın yanında oturan diğer yolcu, adama dönmüş ve:
-Biliyor musunuz, bir yerde okumuştum eğer yolculuk esnasında yanınızdaki ile sohbet ederseniz, seyahat süresi daha kısa geliyormuş insana.

Kucağındaki kitabi okumak üzere yeni açmış adam, kitabı yavaşça kapatmış ve adama;
-Hangi konuda sohbet etmek istersiniz?
-Bilmem ki, nükleer enerji konusunda konuşmak ister misiniz? 
-Olabilir, bu ilginç bir konu olabilir ancak nükleer enerji konusuna girmeden önce size başka bir soru sorayım.

Bir at, bir inek ve bir keçi, üçü de ot yiyerek beslenmelerine rağmen, keçi misket şeklinde, inek sıvı şeklinde, at ise kurutulmuş ot şeklinde dışkılar. Sizce neden?

Sohbet etmek isteyen adam, hayretle bakmış;
-Hiçbir şey aklıma gelmiyor, bilmiyorum. 

Kitabını okumak isteyen adam;
-Hiç bir bok hakkında bilgin yoksa ne demeye nükleer enerji konusunda sohbet etmek istedin?

 

GAZETECİLER...

Ülkede kriz gerçekleşmiş, iki genç Türk gazeteci atmışlar kendilerini yurtdışına... Bir iki hafta barlarda zaman geçirip, hayatın tadını çıkartmışlar. Sonra iş aramak için kapıları çalmaya başlamışlar. 

Bir gün, iki gün, bir hafta, iki derken, ümitleri iyice kırılmaya başlamış. O sırada bir ilanı görünce gözleri parlamış. Çiftlikte çalışacak işçi aranıyor' Koşarak gitmişler. 

Çiftlik sahibi, tepeden tırnağa süzmüş bizimkileri, sonra ellerine birer kürek tutuşturmuş, büyükçe bir ahırın kapısına götürmüş. Günde üç öğün yemek, saati 5 Euro karşılığında, ahırdaki gübreyi, 50 metre ilerideki kuyuya taşımalarını istemiş. Yatacak yer de vermiş. 

Umutsuzluktan umuda ulaşan bizim Genç Türkler bir haftalık işi iki günde bitirivermişler. Ahır pırıl pırıl olmuş. Çiftlik sahibi ağzı kulaklarında, bizimkilerin çalışmalarından son derece memnun, çiftlikte sürekli iş önermiş. Bizimkiler, bir daha sokaklara düşmemek için kabul etmişler. 

Adam, bu sefer onları tavuk çiftliğine götürmüş. Makinenin başına gelmişler, anlatmış olayı. Düğmeye basın, yürüyen bant çalışmaya başlar. Önünüzde iki kutu var, irileri sağ taraftakine, küçükleri sol taraftakine koyup, kutuları bantlayıp, ait oldukları kolilere yerleştireceksiniz." İş bu kadar basit, anlatmış ve gitmiş. 

Geçmişler bizimkiler birer tarafa basmışlar düğmeye, bant hareket etmiş, önlerine bir yumurta gelmiş, almışlar ellerine, bakmışlar, bakmışlar, "iyi mi, kötü mü, büyük mü, küçük mü" tartışmaya başlamışlar. Bu arada bant akmaya devam etmiş ve yumurtalar, bantın ucundan çöp tenekesine düşmeye başlamış. Çiftlik sahibi tesadüfen gelmiş yanlarına bakmış, onlarca yumurta boşa gidiyor, bizimkiler hala ellerinde bir yumurta tartışıyor. Durdurmuş bantı, "Ne yapıyorsunuz?" demiş kızgınlıkla... Gençler şaşkın bakınca, Siz Türkiye'de ne is yapıyordunuz?" diye sormuş. 
"Gazeteciydik!" 

"Belli" demiş adam, "Bok atmayı çok iyi beceriyorsunuz ama, iyiyle kötüyü ayırt etmeyi bir türlü beceremiyorsunuz!"

 

SEVGİLİLER GÜNÜ...

Sevgililer Günü kadın sabah uyanır uyanmaz; ''Kocacııııım'' demiş... ''Rüyamda ne gördüm biliyor musun, akşam eve geldiğinde çok güzel paketlenmiş bir kutuyla geliyorsun. Ben de paketi heyecan içinde açıyorum ve içinden ne çıkıyor biliyor musun?... BİR İNCİ KOLYE!... Sence bunun anlamı ne olabilir?

Adam gülümsemiş: ''Bu akşam öğrenirsin sevgilim...'' Ve adam akşam eve gelmiş, elinde gayet güzel paketlenmiş bir kutu... Kadın gözlerine inanamamış; ''Kocacıııııımmmm sen bir harikasın!..'' diye paketi alelacele açmış... Ve kutunun içinden ne çıkmış dersiniz?
RÜYA TABİRLERİ KİTABI...

 

DÜNYA BANKASI DANIŞMANI...

Çoban'ın biri dere kenarında koyunlarını otlatıyormuş. Tam o anda, yanına bir Cherokee Jeep yanaşmış. Brioni gömlek, Cerruti ayakkabılar giyen, Ray-Ban gözlüklü ve YSL kravatlı bir sürücü aşağıya inmiş ve çobana sormuş. 
'Eğer kaç tane koyunun olduğunu bilirsem bana onlardan bir tanesini verir misin?' 

Çoban bir adama bir de koyunlarına bakmış, 
"Tamam" diye cevap vermiş. 

Genç adam arabasını park etmiş, telefonunu bilgisayarına bağlamış bir NASA sitesine girmiş, GPS'ini kullanarak yeri taramış, bir database ve logaritma ile doldurulmuş 60 excel tablosunu açmış ve 150 sayfalık bir rapor basmış. Çobana dönmüş, 

"Tam olarak 1586 adet koyunun var" demiş. 

Çoban, 
"Doğru" diye cevap vermiş, "Koyununu alabilirsin." 

Genç adam koyunu almış ve jeep'inin arkasına koymuş. Bu sefer çoban genç adama dönmüş, 
"Eğer senin ne iş yaptığını bilirsem koyunumu geri verir misin?" diye sormuş. 

Adam, 
"Evet neden olmasın" diye yanıtlamış. 
"Sen Dünya Bankası'nda Danışmansın" demiş çoban. 

Adam sormuş, 
"Nasıl oldu da bildin?". 

Çoban "Çok basit" diye cevap vermiş. " Buraya çağrılmadan geldin, bu bir... İkincisi benim bildiğim bir şeyi bana söylemek için benden bir koyunumu istedin. Üçüncüsü yaptığın hiçbir şeyden anlamıyorsun çünkü köpeğimi aldın!"

 

CAN YÜCEL'DEN...

Yazılarında "göt" kelimesini açık açık kullandığı için mahkemeye verilen Can Yücel, mahkemedeki sözlü savunmasını 'Ne diyeyim hakim bey, bizim köyde göte göt derler' diye bitirir, ancak öncesinde bir de fıkra anlatır mahkemede. (C. Yücel bu davadan beraat etmiştir.)
Fıkra:

Bir köyde ateşli bir hasta vardır, kasabaya doktora getirir hastayı köylüler. Koca devletin koca doktoruna. Doktor hastaya fitil verir ve köye döndükleri gibi hastaya fitili anüsten vermelerini söyler köylülere. Köylüler tabi 'tamam doktor bey' diyip köye giderler. 

Köydeki herkese sorarlar, en bilgelere bile, ama kimse anüs ne demektir bilemez. Bu nedenle bir turlu ilacı da veremezler hastaya. Hastanın durumu da gitgide kötüleşmektedir. Bunun üzerine koylu, doktora, koca devletin koca doktoruna telefon etmeye karar verir ama kimse buna yanaşmaz. Ne cüret di mi doktoru arayacak bi köylü. 

Neyse durumun vahameti üzerine muhtar aramayı kabul eder. Bütün koylu toplanır santrale, muhtar arar, "biz ne yapacaamızı bilemedik dohtor bey" felan der işte. Karşıdan doktor bi şeyler söyler. Muhtar döner arkasına: "makattan verin dedi dohtor" der. Yine tüm köye sorarlar, komşu köylere birilerini yollayıp sordururlar felan, ama makat ne bilen yoktur yine. 

Hasta ise gitti gidecek, ateşler içinde kıvranıyo baya. İhtiyar meclisi toplanır. Son çare, doktorun bir kez daha aranmasına karar verilir. Yine kimse aramak istemez doktoru. Nihayetinde yine biri kandırılır, telefonun başına geçer, ama bi yandan söylenmektedir: "çok kızacak dohtor çok!" diye. Sonunda telefonu açar, durumu anlatır, doktor bi şeyler söyler yine. Telefondaki köylü, yüzü allak bullak, arkasını döner: "çok kızacak demiştim; götüne sokun dedi".

 

FARKLI ÇÖZÜM...

Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar: 'Bir insanin akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz' 

Doktor: 'Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz. Bir kaşık, bir fincan ve bir kova. Sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz. Siz ne yapardınız'

Adam: 'Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova kaşık ve fincandan büyük'

"Hayır," der doktor. "Normal bir insan küvetin tıpasını çeker."

 

MİMAR SİNAN... 
Edirne'deki Selimiye cami yapımında Mimar Sinan'ın caminin ortasında oturmuş nargile içerken gören işçiler homurdanarak: 
-Ulan biz burada çalışıyoruz adam orda oturmuş keyif yapıyo! derken Sinan olaya girer: 
-Ses caminin her yerine eşit olarak dağılıyo mu diye hesaplıyorum !! 

# Kategoriler : Eğlence
# Etiketler : Etiket Yok
# Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Yorumlar

Yorum Eklenmemiş...

Yorum Yaz

Adınız: *
E-Mail Adresiniz: *
Web Sitesi:
Yorum: *
Güvenlik Kodu: *