- Bir zamanlar TV'de sunuculuk yapanların kullanmaları (ya da kullanmamaları) gereken kalıplar varmış. Herhangi bir durumda söylenecek ya da yapılacak klişe sözler ve mimikler genellikle belliymiş; bir cümleden ya da durumdan sonra gelecek olan kelime bilinirmiş. (Beyaz perde, meşin yuvarlak, yeşil sahalar, şirin kentimiz, vs....) Bu kalıpların dışına çıkmak kimi zamanlar işsiz kalmak anlamına bile gelebiliyormuş. (Tıpkı günümüzde de bazı insanların yaşamın her alanında kendilerini kendi koymadıkları kalıplarla sınırlandırıp, kendi kalıplarını geliştirenlere saldırmaları gibi...) Bant yayınlarda bu durum pek bir sorun yaratmazmış; nihayetinde "kalıba uymayan" söz ya da davranış bir makas darbesiyle elenebilirmiş... Ama canlı yayınlarda böyle bir şans olmadığı için bu tür yayınları sunanlar yayın öncesinde ve süresince stresten ölüp ölüp dirilirlermiş... Kimileri ise bu kalıpları zaman zaman bilinçli olarak delerlermiş. (Cesaretin tanımı kalıplara karşı çıkmak olsa gerek..Yoksa hesaplanmış ve kontrollü riskleri üstlenmek değil...)

- Bir keresinde spor sunucusu Aydın KÖKER, Eskişehir Atatürk Stadının yemyeşil çimlendirildiği bir dönemde, sahanın öbek öbek karla kaplı görüntüsünü canlı yayında değişik bir şekilde betimleme "gafletine" düşmüş:-"Sevgili seyirciler. Türkiye Kupası maçı için yine karşınızdayım. Sahaya bakıyorum, yoğurtlu ıspanak gibi..."Canlı yayın merkezine bomba atılmış gibi olmuş doğal olarak. KÖKER'in bir başka "hatası" : Bir zamanlar toplum polisleri beyaz kasklar giyerlermiş. (Hayal meyal hatırlıyorum) Bu polislere kafalarındaki beyaz kasklardan dolayı ve iyi niyetle bir lakap takılmış; bunlara fruko denirmiş. (Bunu hatırlamıyorum) İşte bu polislerin görev yaptığı bir maçta olaylar çıkmış. Aydın KÖKER olayı canlı olarak radyodan aktarıyor:

"Tribünlerde rakip taraftarlar arasında arbede yaşanıyor, sayın seyirciler. Şimdi frukolar olaylara müdahale ediyorlar..."

Yine Aydın KÖKER; bu kez dil sürçmesi: Rahmetli, GS - Atletico Madrid maçını anlatıyor. 0-0 devam eden maçın son dakikalarında rakip takımda Salcedo oyuna giriyor ve ayağına gelen ilk topu bizimkilerin kalesine takıyor... Tabi büyük üzüntü var herkeste... Hakem son düdüğünü calip maçı bitiriyor. Aydın KÖKER son düdük olayını şöyle betimliyor:
"Sayın seyirciler. Bu iş buraya kadar. Hakem DÜDÜĞÜNE baktı ve SAATİNİ çaldı. Galatasarayımız kupaya veda ediyor böylece..."Bunun üzerine KÖKER'in yanında bulunan ve o zamanlar çömez olan Ümit AKTAN üstadını uyarma gereksinimini duyuyor. Omuzuna hafifçe dokunup bir yandan eliyle saati gösteriyor; diğer taraftan da diğer eliyle düdük işareti yapıyor, bu kavramları karıştırdığını anlatmak istiyor. KÖKER bunun üzerine gülüyor, başparmağıyla "tamam anladım" şeklinde bir işaret yapıyor ve tekrar mikrofona eğiliyor:
"Sevgili dinleyiciler. 90 dakikadır birlikteyiz. Soluk soluğa bir mücadele izledik. Biz de tükendik doğal olarak. O nedenle dilimiz bize ihanet içinde. Düzeltiyor ve tekrarlıyorum. Romen hakem DÜDÜĞÜNE baktı ve SAATİNİ çaldı. Hoşça kalın..."

- Buna benzer bir dil sürçmesini İlker YASİN yaşamış. Hakemliğini Sadık DEDA'nın yaptığı bir maç sona erer ve YASİN kapanış cümlesini kurar:

"Sevgili seyirciler. Galatasaray - Eskişehirspor maçı Sadık DÜDÜĞÜN dedasıyla sona erdi..."

- Bir keresinde de Necati KARAKAYA radyodan Boluspor - Samsunspor maçını anlatıyormuş. Ancak forma numaraları 7 olan ve forma renkleri de birbirlerinden apayrı olan rakip futbolcuları habire birbirine karıştırıyor. Samsunspor'un 7 numaralı oyuncusu İsmet ile Boluspor'un 7 numarası Oliveria'yı birbirine karıştırıp; "Samsunsporlu Oliveria"nın röveşatasına ya da "Bolusporlu İsmet'in ara pasına övgüler düzüyor. Ankara'daki canlı yayın merkezinde ise KARAKAYA'nin yanlışının farkına varıp da düzeltmesini bekliyorlar. Ancak sunucudan düzeltme gelmeyince, üstelik aynı şekilde karıştırma devam edince, kısacık bir sure için mikrofonunun sesini kesip, kendisini sertçe uyarıyorlar. KARAKAYA'da jeton düşüyor; ancak hemen kafasından bir mazeret uydurup dinleyicilere sesleniyor:

"Sayın dinleyiciler. Samsunsporlu 7 numara ile Bolusporlu 7 numara İKİZ KARDEŞ gibi birbirlerine benziyorlar. Biz de zaman zaman karıştırıyoruz, özür dileriz...."Bu anons üzerine canlı yayın merkezindekiler gülmekten katılıyorlar. KARAKAYA'nın can havliyle ve aceleden - düşünmeden ortaya attığı mazeret herkesi yerlere yıkıyor. Neden mi?... Samsunsporlu 7 numara İsmet; ince-uzun bir vücuda, Çerkez peyniri gibi bembeyaz bir tene ve sapsarı saçlara sahip. Hatta herifin bıyıkları bile sarı...Bolusporlu 7 numaralı Oliveria ise tipik bir Brezilyalı. Orta uzunlukta bir boya ve kapkara saçlara sahip. Ve daha da vahimi; herif zenci....

- Bazı kelimeler vardır ki; diliniz asla dönmez. Özellikle yabancı kökenli kelimelerde ve isimlerde bu durum benim başıma çok fazla gelir. Eğer o an çevrenizdeki insanlar arasında ham tipler varsa bunu acımasızca kullanırlar ve sizi incitirler. Bu nedenle çok mecbur kalmadıkça bu tür kelimeleri kullanmamaya çalışırım. Ama bazen kaçış olmaz. Mesela bir toplantı sırasında, üzerinde tartışılan yazılı metni paragraf paragraf okumakla görevlendirilmişseniz, vay halinize... Hele metni kaleme almış olan "genç ve hain arkadaş" Türkçe karşılığı olan pekçok kavramın gavurcasını kullanmışsa... Firavun ciddiyeti içerisinde sizi dinleyenlerin karşısında dil cambazlığı yapmaktan yorgun düşersiniz... Neyse ki canlı yayın sunucusu falan değilim... 

Abidin AYDOĞDU bir akŞam Alman liginden önemli bir karsılaşmayı Ankara'dan anlatacakmış. Hamburg - Bayern Munich maçıi. Hamburg'un 6 numaralı Hieronymustch isminde bir futbolcusu varmış. Ancak zavallı AYDOĞDU'nun dili bu herifin ismine bir türlü dönmüyor. Almanca bilen bütün tipler stüdyoya gelip kendisine yardımcı olmaya çalışıyorlar; ancak nafile... Hece-hece söyletmeye çalışıyorlar: Iye - Iyero - Iyeronim.. Buraya kadar tamam; ancak sonra olay bozuluyor; "Horolunumuz" gibi bir şeyler çıkıyor ağzından; bir türlü Iyeronim'dan öteye geçiremiyorlar AYDOĞDU'yu... Maç da başlamak üzere; artık boşveriyorlar. Sadece topun bu herifin ayağına çok az gelmesini ümit ediyorlar. Ancak talihsiz bedeviyi çölde kutup ayısı öpermiş ya: Tüm sezon boyunca son derece vasat bir oyun sergilemiş olan sözkonusu oyuncu bu maçta adeta yıldızlaşıyor; bir gol atıyor, bir gol attırıyor ve sahada da basmadık yer bırakmıyor, hakemlerle tartışıyor, gollerden sonra ilginç sevinç gösterileri falan yapıyor. Ama Abidin Bey Hamburg'u o akşam 10 kişi oynatıyor. Top "Horolonumuz"e geldiğinde, ki çok fazla geliyor, şöyle cümleler kuruyor: "Aynı yerden, aynı kanattan, muhteşem bir atak daha başlıyor sayın seyirciler..." ya da " Bu adam muhteşem, harika top çeviriyor..."

- Canlı yayında bu kez Bülent KARPAT var. Maçın başlangıç saatinden önce yayın başlamış ve KARPAT da maç saatine kadar geçen süreyi doldurmak için konuştukça konuşuyor. Bir ara kendince ilginç bir konu yakalıyor; kendisini konuya iyice kaptırıyor; harala-gürele konuşurken maçın başlangıç anını kaçırıyor. Birden gözü hakeme gidiyor; adam saatini kontrol edip düdüğünü çalınca KARPAT panik oluyor. Fakat kötü talih; o anda olayı ifade edecek kavramı birden zihninde canlandıramıyor ve ağzından şöyle bir cümle çıkıyor:

"Hakem düüüüt ve maç başladı, sayın seyirciler..."

- Bu kez TV'den bir canlı yayın yapılıyor. Ankara 19 Mayıs Stadyumunda Ankaragücü - Beşiktaş maçı yayımlanıyor. Sunucu; Okan UYSALER. Maç son derece vasat bir tempoda devam ederken birden Ankaragücü kalesinde ilginç bir enstantane gelişiyor. UYSALER durumun farkına varıyor ve hemen elindeki telsizle maçı izleyen kameramana talimat veriyor:

"Kale. Kale. Çabuk kaleyi yakından göster..."
Ve hemen arkasından ekranlarda masmavi gökyüzü altında pırıl pırıl parlayan Ankara Kalesi beliriyor. Kameraman maçtan sonra kamerasını arkadaşlarına teslim edip hemen ortadan yok oluyor. Çünkü Okan UYSALER elinde bir sopayla adamı arıyor...

- 1976 yılında Şampiyonlar Kupası'nda Trabzonspor ilk turda İzlanda ekibini eliyor. Tabi bu olay o günkü şartlarda büyük bir coşku yaratıyor. Ancak coşkunun daha büyüğü ikinci tur kuraları çekilince yaşanıyor. Trabzonspor'un ikinci turdaki rakibi Liverpool oluyor. Keegan, Souness, Heighway, Mc Dermott, Clemence, Hueghs ve saz arkadaşları... İngiliz ekibi, beraberinde gazeteciler ve taraftarları ile birlikte Trabzon'a gelip Özgür Otel'e yerleşiyorlar. Karadenizli kardeşlerimiz bütün gece boyunca şehir merkezindeki otelin önünde tulum ve kemence çalarak gavurları uyutmuyorlar... Maçı BBC radyosu da canlı olarak yayınlayacağından İngiliz sunucu için sahada uygun bir yerde "yayın kabini" bulunması gerekiyor. Avni Aker'deki tek kabinde TRT ekibi görev yapacağından, gavurlara mahcup olmamak için hemen kentteki bir marangoza bir kabin siparişi veriliyor. ( Marangozun lakabı "Kusursuz Cevat" Adamın küsuratla hiç alakası olmadığından bu lakap verilmiş kendisine. Örneğin 1,95 X 3,05 ölçülerinde bir dolap sipariş ediyorsunuz. Adam küsuratları kafasına Gore eleyip 2 X 3 ölçüsünde bir dolap yapıyormuş.) Neyse, maçın başlamasına 12 saat kalmış. İngiliz spiker sahada kendisine yer beğeniyor; kulübe hazır olduğunda konulmak üzere. Fakat kötü haber tez geliyor. Kusursuz Cevat kulübenin kimin tarafından kullanılacağını duyunca; "Ben düşmana kulübe yapmam" diyerekten vazgeçmiş Yeni bir sipariş için zaman da kalmamış; tam bir skandal. TRT'nin maçtan sorumlu görevlisi olan Ümit AKTAN'ın kıçı tutuşuyor; TRT Bölge Müdürü'nün yanına koşuyor. Karadenizli bölge müdürü AKTAN'ı sakinleştiriyor:

"Siz merak etmeyin Ümit Bey. BBC muhabiri için stada bir kulübe konacak. Portatif bir nakil yoluyla halledecek arkadaşlar. Ancak siz stada biraz erken gidin de bir kontrol ediverin, eksik falan var mı diye..." 
Bu teminat üzerine rahatlayan Ümit AKTAN yemeğini gönül rahatlığıyla yiyor ve maç saatinden 3 saat önce stada geliyor. Ve donup kalıyor. Neden mi? İngiliz sunucunun maçı anlatmak için bizzat seçtiği yerde cilalanıp temizlenmiş bir "Telefon Kulübesi" pırıl pırıl parlayaraktan durmaktaymış. Katlanır kapısı olan ve içindeki ankesör sökülmüş bir telefon kulübesi....(Kitapta devamı yazmıyor...)

- 1981 yılında TRT'de renkli yayın projesi yaşama geçiriliyor. İlk renkli yayın programı yapılacak; ancak ne tür bir yayın olacağı konusunda yetkililer bir türlü anlaşamıyorlar. Kimisi sanat müziği olsun diyor; kimisi yabancı klip; kimisi ise Türkçe pop. Sonunda Türk Halk Müziği Konseri üzerinde anlaşılıyor. Beklenenin aksine hiç kimse böyle bir görev için çok fazla istekli görünmüyor. Hem canlı yayın hem de çok özel bir program olacağından, en küçük bir aksilikte katılımcının bütün yıldızı sönecektir çünkü. Sonuçta bu tarihi görev için çilekeş radyo sanatçılarından birisi seçiliyor. (İsmi lazım değil) Kurban Bayramı arifesinde herkesin koyunları okşayıp yem verdiği gibi, program öncesinde herkes adamcağıza çok iyi davranıyor; için için ise adama üzülüyorlar. Danny de VITO'nun alnında bile saç çıkmış ikizi olan sözkonusu şahısa herkes moral ve cesaret aşılamaya çalışıyor. Çekim yapılacak günün öncesinde Genel Müdürlükte yetkililerin karşısına çıkarılıyor ve kendisine şöyle söyleniyor:

"Yarın gece çok önemli bir olaya imza atacaksınız. Renkli yayın olacağı için bizim korolardaki gibi klasik kıyafete gerek yok. Biraz daha renkli ve çarpıcı bir şey giyebilirsiniz..."Adama "penguen gibi giyinme" demek istiyorlar yani... Adamcağız mesajı iyi alıyor ve ertesi gün stüdyoya geldiğinde ortalık yıkılıyor. Bir politbüro üyesi kadar ciddi bir ifadeye sahip şahsın üzerinde mor ceket, pembe gömlek, kırmızı kravat ve yeşil pantolon bulunuyor çünkü. Ancak artık yapacak bi şey yoktur. Herbiri gökkuşağının farklı renklerine boyanmış büyüklü - küçüklü silindir küpler arasında ilk renkli canlı yayına çıkıyor...

- TRT Haber Dairesinde görev yapan Tevfik FİKRET isminde bir görevli varmış. Bu adamcağız bir akşam nöbetçiyken dönemin Ankara Valisi Namık Kemal ŞENTÜRK Haber Dairesini aramış. O zamanlar Haber Dairesi çok önemli ve özellikli bir Daire olduğu için Vali burayı sekreter falan da kullanmadan doğrudan SIK SIK ararmış. O yüzden kendisini ayrıntılı olarak tanıtmaya gerek duymadan telefona çıkan FİKRET'e konuşmuş:

"Ben Namık KEMAL... Kiminle görüşüyorum?..."
"Ben de Tevfik FİKRET efendim. Buyurun, emredin..."
Bunun üzerine telefon çat diye kapanmış. Bir süre sonra da Haber Dairesine gelen bi kaç polis Dairede tek başına bulunan Tevfik FİKRET'i alıp götürür. İsminin gerçekten Tevfik FİKRET olduğu ve dolayısıyla Valiyle dalga geçmediği anlaşılıncaya kadar da karakolda bekletilir....

# Kategoriler : Eğlence
# Etiketler : Etiket Yok
# Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Yorumlar

Yorum Eklenmemiş...

Yorum Yaz

Adınız: *
E-Mail Adresiniz: *
Web Sitesi:
Yorum: *
Güvenlik Kodu: *
 
Arama
  Ara
Sayfalar
Takvim
<December 2018>
SMTWTFS
2526272829301
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
303112345
Bağlantılar