1700'lü yıllarda yaşayan İngiliz Denizci James Cook, sosyete adalarını ve Yeni Zelanda'yı keşfedip, haritalarını çizdiği 1769 yılında, Avustralya'nın doğu kıyılarını da ortaya çıkardı... Kaptan Cook, bitki ordusunun zenginliğinden ötürü 'Botany Bay' (botanik koyu) adını verdiği koyda, Avustralyalı yerlileri ilk gören yabancı oldu. 

Yerlilerle el kol hareketleri ile güçlükle anlaşabilen James Cook, karınlarındaki ceplerde yavrularını taşıyan ve arka ayakları üzerinde zıplayarak hareket eden uzun kuyruklu hayvanları görünce, yine el kol hareketleri ve çeşitli işaretlerle bunların adlarının ne olduğunu sordu. Yerlilerin 'kanguru' demesinden sonra da bu hayvanları dünyaya 'kanguru' olarak tanıttı... 

Aradan 50 yıla yakin bir sure geçtikten sonra, 1800'lerin başında,'kanguru' sözcüğünün gerçek anlamı anlaşıldı... 'Kanguru', Avustralyalı yerlilerin dilinde; 'Ne demek istiyorsun yabancı?' anlamına geliyordu.

# Kategoriler : Eğlence
# Etiketler : Etiket Yok
# Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Bir gün padişah Vehbi Efendi'yi yanına çağırır ve: "Bana öyle bir şiir yaz ki bir mısrasını okuyunca içimden seni öldürmek, bir sonrakini okuyunca ise ödüllendirmek gelsin" der. Aşağıdaki şiir bu olayın üzerine yazılmıştır...


Azm-i hamam edelim sürtüştürem ben sana, 
Keçe ile sabunu rahat etsin cism-u can 

Lal-i şarap içirem, ıslatıp da geçirem, 
Parmağına yüzüğü hatem-i zer-i dirahşan 

Diz çökerek önüne ılık ılık akıtam, 
Bir gümüş ibrik ile destine ab-i revan 

Sen giderken ben ardından sokayım, 
Ard eteğini beline olmasın çamur aman 

Kulaklarından tutam, dibine kadar sokam, 
Sahtiyeden çizmeyi olasın yola revan 

Öyle bir sokayım ki kalmasın dışarıda hiç, 
Düşmanın bağrına hançeri nagehan 

Eğer arzu edersen ben ağzına vereyim, 
Yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman 

Sen her sabah gelesin ben VEHBİ'ye veresin, 
Esselamu aleyküm ve aleyküm selam

# Kategoriler : Eğlence
# Etiketler : Etiket Yok
# Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

(Salaklığın sınırı var mı diye merak ederiz ya; Bob Fenster'in "Salaklığın Tarihi" kitabından örnekler verince, olmadığını anlayacaksınız...) 

* Arizonalı bir adam kelepçelerle oynarken kendini kelepçeledi ve anahtarı bulamadı... Kendisini kurtarmak için çilingir çağırmak yerine polisi arayınca başı belaya girdi... Onu kelepçeden kurtaran polisler, ödenmemiş bir kefalet borcu bulunduğunu belirleyince onu yeniden kelepçelediler...

* Gillette şirketi 1902 yılında güvenli jilet satmaya başladığında yüzlerce erkek satın aldı... Sonra da bu jiletlerin sakallarını kesmediğini söyleyerek onları çöpe attılar... Gillette yetkilileri, mutsuz müşterilerin tıraş olmadan önce jiletin sarıldığı kağıdı çıkarmadıklarını fark ettiler...

* Chevrolet, yeni model arabası için "Nova" ismini buldu ama sonra arabayı Latin Amerika'da satamayacakları anlaşıldı... Çünkü "Nova", İspanyolca'da "gitmez" anlamına geliyordu...

* 1932 yılında Los Angeles olimpiyatlarında Fransız atlet Jules Noel'in disk atmada kırdığı olimpiyat rekoru sayılmadı... Çünkü atışı izlemesi gereken bütün hakemler, sırıkla yüksek atlama yarışmasını izlemek için arkalarını dönmüşlerdi...

* 1840'da ABD başkanlığına seçilen William Henry Harrison, çok soğuk bir günde Washington'da açık havada düzenlenen göreve başlama töreninde şapka ve palto giymeyi reddederek yaptığı uzun konuşma sonucu zatürree oldu... Yeni başkan sadece bir ay görev yaptıktan sonra öldü...

* Meksika'daki bir sağlıklı yaşam merkezinin sahibi, vasiyetine mezarlığın sigara içilmeyen bölümünde gömülmek istediğini ısrarla ekletmeye çalıştı.

* 1971'de toprak kaymalarını incelemek isteyen Japon bilim adamları, büyük bir yağmur fırtınası efekti yapmak için bir tepeyi yangın hortumlarıyla adamakıllı suladılar. Bu yüzden tepenin çökmesi sonucu meydana gelen heyelanda, dört bilim adamıyla, 11 izleyici hayatını kaybetti. 

* Fransız ordusu, askerlerin mayın tarlalarında yürüyebilmelerini sağlayan patlamaya dayanıklı botlar icat etti. Fakat botlar o kadar ağır ve içinde yürünmesi o kadar zordu ki, askerler mayınlarla havaya uçmadan önce pusuya yatan düşman askerleri tarafından vuruluyorlardı. 

* 1985'de New Orleans'lı cankurtaranlar o yıl şehrin havuzlarında kimsenin boğulmamasını kutlamak için bir parti verdiler. Partide konuklardan biri boğuldu. 

* 1975'de İngiliz bir çift televizyonda en sevdikleri programı izlerken erkek yarım saat süren bir gülme krizi sonucu kalp krizi geçirerek öldü... Eşi, cenazeden sonra programın yapımcılarına bir mektup yazarak, kocasını hayatının son dakikalarında bu kadar mutlu ettikleri için teşekkür etti. 

* 1983'de mağazada hırsızlık yaparken yakalanan San Diego'lu bir kadın polislere eğer onu bırakmazlarsa morarana kadar nefesini tutacağını söyledi. Polisler kadını bırakmadılar, o da gerçekten ölünceye kadar nefesini tuttu.

# Kategoriler : Eğlence
# Etiketler : Etiket Yok
# Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Aşağıdaki olay, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'ndan bir bürokratın anlattığı yaşanmış bir hikayedir.! 

Bir dönem Tarım Bakanlığı, İl Müdürlükleri'ne bir yazı yazar ve "İlinizin bulunduğu bölgedeki karga, yaban domuzu, üveyik gibi tarımsal üretime zarar veren yabani hayvanların sayısını çıkartın bize yollayın" der. Der ve komedi bu noktada başlar. Sayım işleminin devamını Referans Gazetesinin başkent kulisinden aktarıyoruz:

İl müdürlerini alır bir düşünce... Adı üstünde zararlı ve yabani hayvan bunlar. Nasıl sayacaksın?

Sonunda kendi aralarında 'istişare' ederek bir formül bulurlar. Bölge büyüklüğüne göre her il müdürü bir rakam yazıp bakanlığa yollar. Kimi 30, kimi 20 yaban domuzu olduğunu bildirir. Aradan 1 yıl geçer, Bakanlık'tan bir yazı daha gelir: 

"Bölgenizdeki yaban domuzlarının son durumu nedir? Şayet sayıları 150'yi aşarsa 'sürek avı' başlatın."

Sürek avı başlaması için gerekli bürokratik işlemler ve nasıl ekipler oluşturulacağı, vurulan domuzların kuyruklarının kesilerek ispatlanması gerektiği gibi formaliteler sıralanır. İl müdürleri yeni sayıları, 5'er, 10'ar artırıp bildirirler. İş, yıllarca böyle devam eder gider.

Bürokratımızın tayini bir gün Tunceli Tarım İl Müdürlüğü'ne çıkar. Göreve başlamasının ardından yine bakanlığın aynı yazısı gelir. Hemen, bir sene önce gönderilen yazıyı çıkartır ki ne görsün. Domuz sayısı 149... Domuzu 1 tane arttırsa sürek avı başlamak zorunda kalacak. Hayvanların kuyrukları, ödenek falan dert...

Kendi kendine, ben bu sayıyı 50'ye düşüreyim, kimse fark etmez, der ve yazıyı gönderir.

Bir ay sonra Bakanlık'tan bir yazı gelir. (Geçen yıl bölgenizde yaban domuzu sayısı 149 idi. Siz 50 olduğunu yazmışsınız. Ne oldu 99 yaban domuzuna) diye sorulmaktadır. Bürokrat oturur ve düşünür, bir formül bulup Bakanlığa yazar:

(Evet geçen yıl sayı 149'du. Ancak köylüler resmi olmayan yollardan sürek avı başlattılar, hiçbirini de vuramadılar. Domuzlar sınır ilimiz olan Erzincan'a geçti) der. Bürokrat, "Hayvanları vurduk" dese, bakanlık kuyruklarını isteyecek. 

Bakanlık bunun üzerine Erzincan il müdürüne bir yazı yazar:

'Bölgenizde 100 yaban domuzu olduğunu yazıyorsunuz. Ancak Tunceli İl Müdürlüğü 99 adet domuzun bölgenize geçtiğini bildirdi. O hayvanları bulun. Sayı 150'yi aştığı için de hemen ekipleri toplayarak sürek avı yapın' der.

Erzincan İl Müdürü düşünür ve Bakanlığa şöyle bir yazı yazar:

Evet doğrudur. Tunceli'nin 99 domuzu sınırımızdan girdi. Ancak hızlarını alamayarak sınırımızı aşıp Erzurum il hudutlarına geçtiler' deyip işin içinden sıyrılır. Bakanlık bu defa Erzurum İl Müdürlüğü'nden hayvanların bulunup sürek avı başlatılmasını istemiş. Erzurum İl Müdürü de Erzincan il müdürünü arayıp olayı sorar, akıl danışır ve Bakanlığa şunu yazar:

'Doğru. 99 domuz bölgemize girdi, peşlerine düştük, ancak Ağrı İl Sınırı'na girdiler'

Bakanlık bu kez Ağrı il müdürlüğüne yazar. Ağrı il müdürü de Erzurum il müdürünü arar. Ve o da bakanlığa; 'Evet doğru bizim sınırdan girdi ama ülke sınırlarını aşıp Ermenistan'a geçti' diyerek olaya Tarım Bakanlığı nezdinde son verir. Olay böylece kapanır...

# Kategoriler : Eğlence
# Etiketler : Etiket Yok
# Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Aslında İngiltere ile 1984 yılında oynayacağımız o maça kadar inanın 1 ay sürekli yan top çalıştık. Ancak o gün yediğimiz 8 golden 3'ü yan toptandı. Adamların nasıl gol atacağını biliyor ama çaresini bulamıyorduk. Hayatımda oynadığım en tuhaf maçtı. Düşünün sahada 22 kişi var ve 20 tanesi bana bakıyordu. Çünkü maç hep benim kalemin önünde oynandı. Top sanki duvara çarpıyordu bana geri geliyordu. Maçtaki tek şutumuzu Erdal Keser atmıştı. Belki bin maç yapsak 8 olmazdı. Ama oldu. 40'inci dakikada beni çıkarın diye bağırdım. Hoca başka alana değişiklik yaptı ben sahada kaldım 8 golü de ben yedim. Maç sonu TRT spikeri geldi 'Ne hissediyorsun' dedi. Adamın suratına baktım 'Ne hissedeyim ki' dedim.. 

Wembley'deki 5-0'lik maç BİR DE 5 gol yediğim bir İngiltere maçı daha var. Abdülkerim, Lineker'i, Raşit Çetiner de Hoddle'i tutuyor. Bir korner sırasında, Abdülkerim ceza sahasında resmen 'Lineker'i gördünüz mü beyler?' diye sordu. Raşit de, 'Az önce buralardaydı' yanıtını verdi. Maç mı, makara mı belli değildi. Tabii 8 gollük maçtan sonra bu 5'lik karşılaşma ciddiye alınmadı. Ama bizim bu maça bir gidişimiz var, inanılmaz. Abdülkerim Wembley'deki ilk idmana giderken bir kaç futbolcu ile birlikte yarış yaptılar. Wembley'e ayak basan ilk biz olalım dediler..Abdülkerim sanki Neil Armstrong gibiydi.. 'Aya ilk ben ayak basacağım' diyordu. 

Bu da ikinci 8-0'in öyküsü. KALECİ Fatih ile Milli Takım'da oda arkadaşıydık. İngilizler'den 3 maçta 21 gol yiyince (Bir 8 de Fatih yemişti) gazeteler 'Fatih ile Yaşar öyle iyi arkadaşlar ki, yedikleri (!)içtikleri ayrı gitmez' diye yazdı. İkinci 8-0'lik maçta kalede o vardı. Çünkü ilk 2 maçta 13 gol yediğim için oynamayacağımı biliyordum. Fatih sürekli beni sıkıştırıyor ve 'Abi ne olur, 8 olur mu?' diye soruyordu. Ben de, '1-2 olur fazla olmaz' diyordum. O kadar çok sordu ki, bir gün dellendim,'Yeter be. 7 olur, 9 olur ama 8 olmaz. O bana has!' deyip sıyrıldım. Maç 8 olunca, Fatih, 'Abi be! Senin yapacağın tahmin bu kadar olur' dedi, gülüştük. 

8-0'lık bir İngiltere maçında 5. ya da 6. golü yedikten sonra TRT spikerinin dedikleri: "Evet sayın izleyiciler, İngilizlerin bir atağını daha gol yiyerek savuşturduk" maçın 90.dakikası ve İngilizler bir gol daha atıyorlar ve spiker yine patlatıyor "Evet sayın izleyiciler, maç bitti daha gol yiyoruz...

# Kategoriler : Eğlence
# Etiketler : Etiket Yok
# Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Yıl 1965: 

Bir hissi kabl-el vuku mu idi o yöne yürümem bilmiyorum. Karşıma aniden çıkınca ziyadesiyle şaşakaldım. Nasıl bir eda takınacağıma hüküm veremedim, adeta vecde geldim. Buna mukabil, bir müddet sonra kendime gelir gibi oldum. Yüzünde beni fevkalade rahatlatan bir tebessüm vardı. Üstümü başımı toparladım, kendimden emin bir sesle, 'Akşam-ı şerifleriniz hayırlı olsun efendim' dedim.

Yıl 1975: 

O yöne yürümemin içimden gelen hisle bir ilgili var mıydı bilmiyorum. Karşıma aniden çıkınca fevkalade şaşırdım. Nasıl davranacağıma karar veremedim, heyecandan adeta dizlerimin bağı çözüldü. Vel hasıl, bir sure sonra kendime gelir gibi oldum. Yüzünde beni son derece rahatlatan bir tebessüm vardı. Üstümü başımı toparladım, kendimden emin bir sesle, 'Hayırlı aksamlar hanımefendi' dedim. 

Yıl 1985:

O tarafa yürümemin içimdeki sesle bir ilgisi var mıydı bilmiyorum. Karşıma aniden çıkınca oldukça şaşırdım. Ne yapacağıma karar veremedim, heyecandan bacaklarım bile titredi. Neyse, bir süre sonra toparlandım. Yüzünde beni son derece rahatlatan bir gülümseme vardı. Üstümü toparlayıp net bir sesle, 'iyi aksamlar' dedim.

Yıl 1995: 

Beni o yöne altıncı hissim mi götürdü bilmiyorum. Bir anda karşıma çıkınca baya şaşırdım. Kal geldi yani, adeta kafadan koptum, iptal oldum. Neyse ayrıntıları geçelim, baya heyecan yaptım yani ama topladım karizmayı yerden sonra. Baktım o da bana iş atıyor, yürü be dedim, kim tutar seni? Baktım manita dünden razı, söyle bir arkama kaykıldım, kendimden emin bir sesle, ' Selam bebek' dedim.

Yıl 2006:

Abi oraya ne diye gittiysem I don't know yani. Onu bi gördüm, oha falan oldum. Bu bizi kasar ve aşar dedim. Enjoy durumları yani. Anyway, ilk başta şaftım kaydı ama concon muyum ben dedim kendi kendime. Baktım hatun da bize kesik, yürü kim tutar seni dedim ve kaptım yavruyu. 

Yıl 2026:

Sir, I don't know why? Şey, nasıl derler, hatun beatiful idi yani. Anyway, Than I take her, yani götürdüm.

# Kategoriler : Eğlence
# Etiketler : Etiket Yok
# Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz
2000 yılında ALMANYA 'da yapılan bir ankette sorulan " Ülkenizde yaşayan yabancıları çok buluyor musunuz?" sorusuna verilen cevapların yüzdesi;
%20 Ja
%10 Nein
%70 S. ktir lan.
# Kategoriler : Eğlence
# Etiketler : Etiket Yok
# Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

1960'lı yıllarda ABD ile Sovyetler Birliği uzaya insanlı araç gönderen ilk ülke olma yarışı içindeydiler. Teknolojileri birbirine çok yakınmış. Bu nedenle iki ülkenin yürüttüğü proje hemen hemen aynı zamanda bitecekmiş. Bilim adamları zamana karşı bir yarış içindeymişler. Fakat yoğun çalışmalar sırasında Amerikalı bilim adamları, akıllarına daha önce hiç gelmeyen bir sorunla karsılaşmışlar. 

Yerçekimsiz ortamda astronotların not tutmak için kullandığı tükenmez kalemlerin mürekkebi, kalemin üstünde birikiyor ve yazı yazılamıyormuş. O yıllarda bilgisayarlar bu kadar küçük boyutlarda olmadığından, kağıda not almak kaçınılmazmış. Bu sorunu gidermek için, projeyi geciktirmek pahasına, NASA binlerce dolar harcayıp uzayda yazabilen bir kalem geliştirmiş.
Diğer yanda, neredeyse aynı zamanlarda Rus bilim adamları da aynı sorunu farketmiş. Ancak onlar sorunu çok daha çabuk ve ucuza çözmüşler. Yörüngeye çıkacak olan Yuri Gagarin'in eline bir kurşun kalem tutuşturmuşlar.

Böylece uzaya insan gönderen ilk ülke Sovyetler Birliği olmuş. NASA, bu onuru elde edememenin böylesi aptalca bir sebepten kaynaklandığını kamuoyuna açıklamaya korkmuş. Bu tarihi ayıp yıllardır gizli tutuluyormuş...

# Kategoriler : Eğlence
# Etiketler : Etiket Yok
# Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz
M.Ö. 2000 Al, bu kökü ye.
M.S. 1000 O kök kötü. Gel, bu duayı oku.
M.S. 1850 O dua batıl inanç. Al, bu iksiri iç.
M.S. 1940 O iksir yılan yağı. Al, bu hapı yut.
M.S. 1985 O hap etkisiz. Gel, bu antibiyotiği al.
M.S. 2000 O antibiyotik artık işe yaramıyor. Al, bu kökü ye...
# Kategoriler : Eğlence
# Etiketler : Etiket Yok
# Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

İzmir'den trene binen yaşlı teyze kondüktöre Ege şivesiyle "Menimen'e gelence beni haber et yavriim, unutma" der. Gecenin ilerleyen saatlerinde Menemen'i geçer geçmez yaşlı teyzenin Menemen'de ineceği kondüktörün aklına gelir hemen makiniste gidip haber verir. Makinist de "Gecenin bu saatinde teyzeyi buralarda indiremeyeceğimize göre geri geri gideceğiz, soran olursa 'tren makas değiştiriyor' deriz" diye bir çözüm bulur.

Bir yarım saat geri geri giderek Menemen'e gelinir ve kondüktör teyzeye gidip haber verir: "Hadi teyze Menemen'e geldik". Teyzem "Sağol yavriim " deyip çantasından hapını çıkarır ve içer.

Üstün Dökmen'den...

# Kategoriler : Eğlence
# Etiketler : Etiket Yok
# Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz