Beleşçi bir taraftar futbol maçlarına para ödemeden girebilmenin bir yolunu bulmuş. Tribünlerde bir efsane olarak yayılan bu arkadaş, giriş kapısına gelip kapıdaki görevli polise telaşlı bir ifadeyle "Abicim çok acil bi durum oldu. İçeride maçı seyretmeye gelmiş bi abi var, (Bir isim sallıyormuş) hanımı aniden rahatsızlandı. Hastaneye kaldırdık. Onu acilen bulup hemen hastaneye yetiştirmem lazım" diyormuş. Ehliyetini rehin bırakarak içeri giriyormuş. Ama içeride maçı seyredecek kadar kalmak dikkat çekeceğinden, hemmen diğer kapıya koşturup, oradan dışarıya çıkıyormuş. Çıkarken kapıdaki polise "Abicim benim arabayı çekiyorlarmış, bi çıkıp bakiim ne oluyomuş. Problem varsa halledip geleyim" diyomuş. Taabii geri gelince tanısın diye de bu polise de kimliğini bırakıyormuş. Çıkar çıkmaz ilk girdiği kapıya koşturup "Abicim Allah razı olsun ben arkadaşı buldum diğer kapıdan çıktık. Şimdi benim ehliyeti alabilir miyim?" diyomuş. Ehliyeti kaptığı gibi çıktığı kapıya yollanıyormuş. "Abicim ben araba işini hallettim çok saol. Kimliği alabilir miyim?" deyip kimliğini de alarak içeriye sağ salim giriyormuş.
# Kategoriler : Eğlence
# Etiketler : Etiket Yok
# Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

BİZ TATİLE GİDERİZ... 
Bizde yaş 18'e gelince sürüler halinde Bodrum'a, Marmaris'e gidilir.

Niyet belli! 15 gün orada kalınır. İlk 5 gün güzel kadınlara asılır herkes. Olmayınca şişman Alman kadınlarda şans denenir... Son günlerde ise Pansiyoncu kızlara asılınır... 
Ben de o niyetle Marmaris'e gitmiştim.
Orda bir turist kıza sordum, "Would you like you to swim with me baby" diye. Bu cümleyi kurana kadar da canım çıktı. Kız bana "Thank you" demez mi... Ulan ben onca yıldır İngilizceyi bu Thank you için mi öğrendim!.... 

EZAN VE TOP...

İlkokul çağlarımda sokakta arkadaşlarımla top oynarken, annem hep balkondan çağırır: "Oğlum Beyazıt ezan okunuyor, eve gel." O zamanlar namaz da kılmıyorum. Neden ezan okununca eve gideceğim? O dönemde ezan okunurken benim gibi eve gitmeyip top oynayan arkadaşlarımı tanıyor musunuz: Hakan Şükür, Sergen, Hami, Aykut, Hadi... Peki, benle beraber ezan okunurken eve giden arkadaşlarımı tanıyor musunuz: Ben, Yaşar Nuri Öztürk ... 

MEMLEKET NERESİ ABİ?.. 

Plajda tüm yabancı erkekler sırtüstü yatarken, Türk erkeği yüzüstü yatar. Bir de beline havlu dolayıp, altından don değiştirmeyi başarır. Sanki orası Şengül Hamamı. Herkes terlik giyerken Türk erkeği plajda Tokyo giyer.
Plajda genelde yabancılar kitap okur, Türk erkeği cep telefonu ile konuşur.

BEYAZIT'IN PİPİSİNİ GÖRÜCEZ...

Çocukluğumda, annem eve çağırdığı komşularıyla sohbet ederdi. Bazan sohbet baygınlık verince, "Oğlum hadi teyzelere amcanlara pipini göster" derdi. Ben de o sırada ders çalışırdım. "Yaa anne dersim var, gösteremem" derdim. "Aaaa, ne kadar ayıp!" diye kızarlar... Şu işe bakın; göstermek değil de göstermemek ayıp... Çok istiyorsanız siz birbirinize gösterin. Artık öyle alışmıştım ki, komsu teyzeler gelmeden önce ben göstermeye hazırlanıyordum... Bir gün Perihan teyzeler geldi. Annem kapıyı açıp buyur etti... Perihan teyzeden cevap: "Yok yok, biz girmeyeceğiz. Beyazıt'ın pipisini görüp gidicez..." 

YÜKSEK SESLE YABANCI DİL 

Biz turiste yardımcı olabilmek için elimizden geleni yaparız. Ancak bizde yabancı dil yüksek sesle konuşulur. Mesela bir turist Marmaris'e nasıl gidileceğini soruyor. "Şurdan, şurdan..." diye cevap veriyor bizimkisi. Turist anlamıyor, bizimki sesini yükseltiyor: "Şurdan, şurdaaan..." Turist yine anlamayınca, bizimki bağırmaya başlıyor: "Şurdaaan, şurdaaaan..." Turist korkuyor, anlamış gibi yapıp bir daha soramıyor.

# Kategoriler : Eğlence
# Etiketler : Etiket Yok
# Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

1970-71 sezonu; Ligin son haftasına Galatasaray 40, Fenerbahçe 39 puanla giriyor... Son hafta Galatasaray Ankara' da PTT ile karşılaşırken, Fenerbahçe İstanbul' da Beşiktaş ile karşılaşıyor...

Ankara'dan gelecek iyi bir haberin hayali ile Fenerbahçe'liler Mithat Pasa stadı tribünlerini dolduruyor... 

Tarih 6 Haziran 1971... Ligde hiç bir amacı kalmamış Beşiktaş her şeye rağmen onurluca direniyor Fenerbahçe'ye... İlk devre golsüz kapanıyor... Ancak önemli bir sorun var... TRT radyo bağlantısında giderilemeyen bir arıza var... Bir türlü Ankara ile bağlantı kurulamıyor... İkinci devre, maçın 80. dakikasına kadar durum 0-0... Bu dakikada FB'li Ogün Altıparmak golü atıyor... Fenerbahçe 1-0 öne geçiyor... Fenerbahçeli idareciler Şeref tribününde golün sevincini yaşarken bir haber ulaşıyor kendilerine... Galatasaray Ankara' da PTT karşısında 2-0 mağlup... Sevinçten ne yapacaklarını şaşırıyorlar... 

Başkan Faruk ILGAZ heyecandan yerinde duramıyor, dayanamıyor saha kenarına iniyor... Futbolcularına sesleniyor:
''Dayanın...İki dakika kaldı...Galatasaray 2-0 mağlup....Dayanın çocuklar...''... 

Mac 1-0 sona eriyor... Fenerbahçe şampiyonluğu kutluyor... Tribünlerden atlayan taraftarlar sahaya iniyorlar... Fenerbahçeli oyuncular, Ziya, Nedim, Ogün, Fuat, Serkan omuzlarda... Tribünler ''Şampiyon... Şampiyon'' tezahüratları ile inliyor... Şampiyonluğu kutlamak için soyunma odasına iniyor Fenerbahçeliler... Aradan dakikalar geçtikten sonra TRT hatlarındaki arıza gideriliyor... Ve Ankara'dan maç sonucu geliyor... Galatasaray 7-1 galip... 

Fenerbahçe soyunma odasında şampiyonluğu kutlayan idareciler ve futbolcularda ölüm sessizliği... 

Böylece 6 Haziran 1971 tarihi, lig tarihimize ''Fenerbahçe'nin Şampiyon olmadan Şampiyonluk Turu attığı'' müstesna bir tarih olarak geçiyor...! Fenerbahçe başkanı Faruk Ilgaz ise, sanırım ''En iyi işletilen kulüp başkanı'' olarak aynı sayfada kendisine özel bir yer buluyor...

# Kategoriler : Eğlence
# Etiketler : Etiket Yok
# Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

John Draper, diğer adıyla "hacker'ların babası". Dünyanın en eski ve en ünlü hacker'i olarak bilinen Draper, geçtiğimiz günlerde Comsat Türkiye tarafından Swissotel'de düzenlenen SACIS 2002 Konferansı'na katılmak için Türkiye'ye geldi. 

Dünyanın dört bir yanından gelen hacker'larla birlikte bilgisayarlardaki güvenlik sistemlerini nasıl kırdıklarını anlatan Draper, renkli anılarıyla katılımcıları hayli etkiledi. Hele bir anısı vardı ki... 

"1970 yılında MIT Üniversitesi'nde okurken Blue Box (Mavi Kutu) adı verilen bir sistem geliştirdim. Ücretsiz telefon konuşması yapabiliyor, telefonları dinliyordum. Bir gün tesadüfen dinlediğim hattın Beyaz Saray'a ait olduğunu fark ettim. Şoke oldum. Hattaki 'Beni Olimpos'a bağlar mısın?' diyordu. Bekledim. Olimpos kod adıyla konuşan biri olmalıydı. Ama sesi duyunca şaşkınlığım daha da arttı. Bu, Başkan Nixon'dı. Nixon Beyaz Saray'da, Olimpos koduyla biliniyordu. Görüşmenin gerçekleştiği telefon numarasını aldım. Bir gün sonra bu kez ben aradım. Santraldeki kıza, 'Beni Olimpos'a bağlar mısın? Çok önemli' dedim. Hemen bağladı. Sanki Beyaz Saray'ın içinden arayan biri gibi davranmıştım.

Başkan Nixon, karşımdaydı. Ona, 'Efendim bir kriz var. Çok önemli bir kriz' dedim. O da, 'Nedir o?' dedi. Ben, 'Efendim Los Angeles'ta hiç tuvalet kağıdığımız kalmadı' dedim ve kapattım."

# Kategoriler : Eğlence
# Etiketler : Etiket Yok
# Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

1- Kadın Sünnetçi: Ben geçen sene bir haber okudum gazetede, kadın sünnetçi diye magazin haber vardı. Az bulunur bişiy diye haber yapmışlar. Ben 78 senesinde sünnet oldum, kadındı sünnetçi, karı koca sünnetçiydiler, beyfendi abimi kesti kadın da beni kesti. Çok önemli bişiy değil ama, beyler özenmesin, uyuşturuyolar seni. Şimdi kesecek olsa kadını uyuşturmak lazım. Zaten o da kesemez, ben buna kıyamam der herhalde. KESME DE YANINDA YAT! 

2- Sanatçı Evi: Ben ev aldım, tam ev diyemeyiz, şato diyelim. Ben yalnız yaşayan biriyim kizlara sor. Her 27 dakikada bir yalniz yasarim. Ev guzel de bir ev ha sanatci evi. Dubleks. Bayagi sanatci evi diye bir kavram vardir, dublekstir. Git bir istatistik yap hepsinde dublekstir. Borc harc da olsa dublekstir. Ben oyle bir gorgusuzluk yapmadim. Tripleks aldim, kestirdim. Guzel bir ev dedim ya iste esya falan aldim 11 cek-yat. Hatta bazen milli takim geliyo kalmaya. 

3- Usta: Bir gün eve usta geldi kardeşim, musluk tamir edecek, evde 800 tane musluk var. Ev biraz büyük. Kusura bakmayın. Sanatçı evi dedik ya Allah Allah. 2 dönüm, yani 2 kere dönebiliyosun manasında. 800 tane musluk var, 800 tanede usta çağırdım ki çabuk bitsin. Ama ev büyük ya ustalar birbirlerini göremiyorlar. Hatta ben eve girdim hiç ustaya denk gelmedim. Şaka yapıyorum şaka, sizin istediğiniz olsun, ev küçük, ben varım, usta var, musluk var. Hatta usta çıkmadan musluk açılmıyo o derece. Baktım usta cebelleşiyo konuşayım dedim ustayla. Biliyorum ustaca, dedim napıyosun usta, aaa ben sizi tanıdım dedi. Ya ben babamın oğluyum, bi de ev hali yatak kostümüyle dolaşıyorum ki ben çıplak yatarım. Tanıdım deyince dedim noluyo lan bu kadar mi meşhur olduk anasını satayım. Dedim kimim lan ben. İner misin çıkar misin değil mi abi dedi bana ya! Yıllarca okullarda oku, karikatürler çiz, sahneye çık 1500 kez. İner misin sabaha mı bırakırsın. Dedim anam ikisini de yapmam yüklü miktar para verdim ki başka bir kıtada yaşasın diye, bir daha denk gelmeyelim diye. 

4- Deprem Habercisi: Ahmet Mete Işıkara diye bir adam çıktı dinledik hepimiz aman artçı rihter evet... Ama ne kadar dinledik 2 ay. 2 ay yetti. Ondan sonra adamı seksi erkek falan seçtik. Noldu o bilimsel kimlik? Perişan oldu. O adam şimdi ne söylese kim inanır ki? Deprem geliyooo.. Hadi ordan seksi hahahaha gitti adam hadi jartiyerin gözüküyor. 

5- Okulda Dayak: Okul bana göre değildi ya. Konuşanları tahtaya yazıp dövüyolardı ya. Şimdi millet bilet alıyo ben konuşayım diye. Konuşanlar Cem Yılmaz bir sürü çarpı. Hoca gelip dövüyor. Şimdi git bak sıradadır. 

6- Eğitici Kollar: İlkokulda eğitici kollar vardı hani, hava gözlem kolu, sanırsın ki o derste kopernik geliyo. Halbuki ne biliyo musun? Hava güneşli ha çarpı. işaretliyosun, yüzeysel. 

7- Uzay Bilimcisi: Bir 3. sınıfa giden çocuğa sordum, ne olacaksın büyüyünce diye, çocuk uzay bilimcisi dedi. Zavallının realistik mesleklerden ümidi kalmamış. Manavcı gibi birşey. Bu memlekette mi dedim evet dedi. Dedim sen şimdiden zıplamaya başla anca aya gidersin. 

8- Nükleer Atik: Bir tane nükleer atık geldi, böyle paspaslarla itiyorlardı ya. Lo kaçın lo diyorlardı ya. Radyasyondan koşarak kaçan adam var bu memlekette ya. Yani herif elektrondan hızlı koşuyo. Bu adam senle benle ayni oksijeni yakıyo ya. 

9- Amerika'da Show: Ben Amerika'da bir üniversitede sahneye çıktım. Çok akıllı bir kitleydi. Böle leb demeden Çorum'la ilgili herşeyi anlatıyolar. Hatta ben böle durdum çok komik abi hadi in dediler... 

10- Okuma Fişleri: Eskiden var mıydı okuma fişleri teyzeciğim? Sizin zamanınızda. yookk.. Herhalde tablet halindeydi o zamanlar. İlk fişleri bilirler herhalde. Soğu yer kabuğu soğu gibi. 

11- Havuz Problemi: Havuz problemi kaçta başlıyo hocam? Üçte. İşte o andan itibaren çocuktan yaz aylarında hiç performans bekleme. Havuz problemi. Ben 26 yaşıma geldim daha havuzun içine girilip de keyif yapılan bir şey olduğunu yeni öğrendim. Ben onu hep böyle problem çıkaran bir şey sanıyodum, ya insanin bir havuzla ne problemi olabilir ki? Havuzun ya içine girersin ya da uzaktan işersin. Çocuk bütün sene problemleri çözmüş şimdi havuza girmiyo. Berkant girsene yavrum. Olmaz, problem çıkabilir. 

12- Yaşlı Teyze: Teyze yaslısın dedim, ben yaşlı değilim dedi ya. Ya yaşlısın işte. Daha teyze doğduğu zaman yer kabuğu soğumamış. Oranın ilk teyzelerinden. Homo erectus teyze. O zaten oradaymış tiyatroyu onun üzerine yapmışlar. Niye yaşlı değilim diyosun????? 

13- Mühendis Olmak İsteyen Çocuk: Bir öğrenciye sordum Çapa Tıp Fakültesi ilk tercihin miydi diye hayır dedi. 1.tercihim inşaat mühendisliğiydi dedi. Şimdi o çocuk ne olacak, aklında hep inşaat mühendisliği ameliyat yapacak. Adamı ameliyat ederken dökün çimentoyu falan diycek ya bööle olur mu? 

14- Optik Form: Optik formlarda uyarı vardır. Dışına taşırmayın diye. Lan sıçmıyoruz ki. Ya onu dolduramayacaksam okumayayım yani. Ben sınavda öyle heyecanlandım ki optik formun dışını doldurdum içini boş bıraktım. 

15- HERKES yanacak dediğim bir kişi hariç. O da Fedon. Çünkü Fedon daha yanamaz. Fedon artık limitte onu direk cennete alacaklar. 

16- TÜRK Hava Kurumu bizim memleketin en iyi çalışan kurumu. Kurban derisini veriyorsun ondan uçak yapıyor. Artik nasıl katlıyorsa. Bi de tuzlarsan F-16 oluyor diye bir geyik var ama yalan olmasın. 

17- ASKERDE seni mesleğinle yönlendirirler. Terzisin terzi yaparlar. Atom mühendisiysen gazinoda televizyondan sorumlu olursun. Şahsına santral kuracak değil ya... 

18- GENÇLİĞİN bir lafı vardır, 'En verimli çağımda askere aldılar' Sanki herifi soğuk füzyonu bulurken götürdüler. Bunu söylediği zaman komik durum oluyor. Ama günde sekiz saat antrenman yapması gereken baleti 8 ay botla gezdirirsen Kuğu Golü'nden manda bokuna transfer olur. 

19- EN verimli çağımda askere aldılar. Ne yapıyordun ki? Verimli verimli evde oturuyordum. Ulan ben para basıyordum beni aldılar askere. 

20- NİYE bedelli yapmadın diyorlar. 15 bin mark veriyordun 28 gün yapıyordun. Ben hiç para vermeden 550 gün yaptım. Bir de orada olanı biteni anlatıyorum senede 2 milyon dolar kazanıyorum. 28 günlük birikiminle single çıkaramazsın. 

21- 300 erkek yan yana yatıyorsun abi. Kalabalık bir erkek topluluğu demek, başka bir organizma demek abi. Kadın olmasa bok içinde yüzeriz. Kadın kendine özenmen için sebeptir. Deodorant mi at gitsin. Konyalı arkadaşına koksan ne olur ya. Ayaklarını haftada bir mi yıkıyorsun. Ayda bir yıka. Kim senin mantar yetiştirmene birşey diyebilir. Askerliği yapmış olan o kokuyu bilir. 

22- KÜFÜR konusunda ben muzdarip bir insanım. Bu konuda bir çifte standart var. Vizontele'de ben bir adamı canlandırdım. Yazıldığı haliyle bir orospu çocuğu. O adamı başka türlü canlandırmanın imkanı yok. Bizim eski filmlerimizde falan küfür yoktur. Trajedi yaşanır, adamın karısına, kızına tecavüz, bir de köyü yakarlar. Bizim filmin kahramanı finalde gelir, 'Alçaklaaar'. Yani hiçbir caydırıcılığı olmayan. 

23- BİR eroin kaçakçısının hayatını yapıyor herif. Böyle konuşuyor: Mal geldi mi? Geldi efendim. Fakat, filhakika malımız kantara girdi. Olur mu lan böyle. Bu adamlar böyle konuşmuyor ki. Mal geldi mi? Geldi amına koyum. Malın anasını siktiler. 

24- DENİZ Harp Okulu'nun kuruluş yıldönümünde sahneye çıkıyorum. İlk mezunlar da gelmiş. Nasıl bir yaş ortalaması anlatamam. İlk 20 dakika eski Türkçe anlattım. Filhakika, buna mukabil bir sonraki latifede buluşmak üzere. Benden sonra Ajda Pekkan vardı, şöyle sundum: Yeni yetenek Ajda Pekkan. Abicim sıfır reaksiyon. Herkes onaylıyor. 'Bu kız çok tutacak' diyorlar. 

25- Al kadehi ver al... Lider taklidi yaptım durduk yerde. Eskiden lider taklidi vardı. Simdi çok zor. Ecevit taklidi yapayım desen, iki kişi koluna girecek. Amma zor iş. 

26- 14 Mart Tıp Bayramı'nda doktor arkadaşlarla sohbet ediyoruz. Bizde sperm bankası var mı diye sordum. Yok dediler. Dedim isabet. İçinde banka lafı geçtiği için biri hortumlar rezillik olur. 

27- REENKARNASYONA inananlar var. Yok öyle bir şey. Hep şöyle yapıyorlar. 'Önceki hayatımda Rus Çariçesiydim' Hiç orospu olan yok. Hiç duyuyor musunuz, 'Önceki hayatımda taksi şoförüydüm'. Herkes kral...

# Kategoriler : Eğlence
# Etiketler : Etiket Yok
# Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Sevgili Günlük, 
12 Ağustos

Kanada'daki yeni evime taşındım. Çok heyecanlıyım. Burası çok güzel. Dağların manzarası muhteşem. Onların karlarla kaplı halini görebilmek için sabrımı zorluyorum. 

14 Ekim

Kanada dünyanın en güzel yeri. Yapraklar kırmızı ve turuncunun tonlarına dönmeye başladı. Bir atla kır gezintisi yaptım ve bir kaç geyik gördüm. Çok güzeldiler. Muhtemelen yeryüzündeki en harika hayvanlar. Burası cennet olmalı. Burayı çok seviyorum 

11 Kasım

Geyik avlama sezonu kısa bir sure sonra başlıyor. Böyle harika hayvanları öldürmeyi nasıl olur da isterler anlamıyorum. Umarım yakında kar yağışı başlar. Burayı seviyorum. 

2 Aralık

Dün gece kar yağdı. Her yerin beyaz bir örtü ile kaplanışını seyretmek için gece kalktım. Tıpkı kartpostal gibi. Dışarı cıktık merdivenlerdeki ve garajın önündeki karları kürekle temizledik. Kartopu oynadık(ben kazandım). Kar temizleme makinesi (belediyenin )gelince, garajın önündeki karları tekrar temizlemek zorunda kaldık. Harika bir yer. Kanada'yı seviyorum. 

12 Aralık

Dün gece biraz daha kar yağdı. Kar temizleme makinesi ile garajın önündeki karları tekrar temizledik. Burayı seviyorum. 

19 Aralık

Dün gece biraz daha kar yağdı. İşe gitmek için garajdan çıkamadım. Burası çok güzel bir yer fakat kürekle kar temizlemekten yoruldum. Kar temizleme makinesine Lanet olsun! 

22 Aralık

Bu beyaz boktan dün gece biraz daha yağdı. Kürekle kar atmaktan ellerim su topladı ve belim ağrımaya başladı. Kar temizleme makinesinin ben garajın önünü kürekle temizleyene kadar yolun köşesinde gizlendiğini düşünüyorum. Lanet olsun..!!! 

25 Aralık

S.... yılbaşısı. Yine yağdı. Eğer kar temizleme makinesini kullanan herifi bir elime geçirirsem yemin ederim gebertemem. Yollardaki lanet buzları eritmek için neden daha fazla tuz kullanmadığını anlamıyorum. 

27 Aralık

Allah'ın belası dün gece yine yağdı. Kar temizleme makinesinin en son gelişinden beri üç gündür karları kürekle atamadığım için eve hapsoldum. Hiç bir yere gidemiyorum. Hava durumunu sunan spiker bu gece 25 santim daha yağacağını söyledi. 25 cm karın kaç kürek edeceğini biliyor musun? 

28 Aralık

Kuş beyinli spiker yanılmış. 83 santim daha yağdı. Bu gidişle karlar yazdan önce erimez. Kar temizleme aracı kara saplandı ve hıyar oğlu hıyar sürücü benden küreğimi ödünç istedi. Karları temizlerken tam altı kürek kırdığımı ve sonuncusunu da onun kalın kafasında kırmaktan zevk duyacağımı söyledim. 

4 Ocak

Nihayet evden çıkabildim. Markete gittim ve yiyecek aldım. Dönüşte lanet geyiğin biri arabamın önüne atladı. Arabamda yaklaşık 3000 dolarlık hasar var. Bu Allah'ın cezası yaratıkların hepsini gebertmek lazım. Her yerde varlar. Umarım avcılar hepsinin kökünü kurutur. 

3 Mayıs

Arabayı şehirde bir tamirciye oturdum. Yollara dökülen bas belası tuzlar yüzünden arabamın kaportası çürümüş. 

10 Mayıs

Florida'ya taşındım.

# Kategoriler : Eğlence
# Etiketler : Etiket Yok
# Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz
Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş. Ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş.
Bu durumu konuşmak icin aile doktorunu aramış; doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş: "Yapacağın şey su, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adım; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla."
O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş: "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Cevap yok Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış:
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Gene cevap yok Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş:
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Hala cevap yok Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış:
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Gene cevap alamamış Bu sefer karısına iyice yaklaşmıs ve aynı soruyu tekrar sormuş:
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
"Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuk"

Hikayenin ana fikri: Problem daima karşımızdaki kişilerde olmayabilir. Problemlerin sebebini birazda kendimizde aramalıyız...
# Kategoriler : Eğlence
# Etiketler : Etiket Yok
# Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Bizim tarihte hiçbir şey icat etmemiş olduğumuzu söylemek hem ayıp hem günahtır. 

Biz az şey icat etmedik tarihte. İstanbul'a ilk elektriği vaktiyle Satie Şirketi getirdi. Uzak semtlerde elektrik alan tek-tük evlere her ay tahsildar göndermeyi gereksiz bulduğu için, bu evlere birer kumbara koymuştu. Yirmi dört saatte bir kumbaraya, o devrin halk dilinde "mandagözü" denilen, nal kadar yirmi beşliği attın mı, elektrik kendiliğinden yanardı. Yılda birkaç kez de Satie Şirketi'nin adamları bu evleri dolaşarak kumbaraları acar, paraları alırdı. İcerenköy'deki bir evin kumbarasından hiç bir şey çıkmıyordu. Şirket özel araştırmalarla evin elektrik kullandığını saptamıştı. Ancak kumbaraya hiç bir şey atmadan nasıl çalıştırıyordu elektriği, onu çözememişti. Sonunda ev sahibini şirkete çağırdılar:

- Hileni bize açıkla, sana bedava elektrik verelim. Yalnız bu üstün buluş ortalığa yayılmasın, dediler.

Ev sahibi gülümseyerek anlattı; gazoz şişelerinin kapaklarına su doldurarak bunları buzdolabında donduruyor, sonra da yuvarlak buzları yirmi beşlik niyetine elektrik kumbarasına atıyordu. Buzlar mekanizmayı çalıştırıyor, arkasından eriyip aktığı için, hiç bir iz bırakmıyordu. Elektrik fiziğinde Edison'dan sonra en büyük ve en yararlı keşif böylece bize ait oluyordu. Satie Şirketi, bu büyük mucidi ödüllendirerek, ona elektriği bedava verdi ve kumbaraların yapısını değiştirdi.
---------------------------------- 

Eski havagazı saatlerini ters çalıştırmak için bisiklet pompasıyla, gaz borularına hava basmak da, yine bize ait özel bir buluştur. Kaç metreküp havagazı harcamışsan, bisiklet pompasıyla ters yönde hava bastın mı, saatin yazdığı rakamlar geriye doğru silinir. Bu buluşun da sahibi, dalgınlıkla gereğinden fazla hava basarak, havagazı şirketinden alacaklı çıktığı için enselenmişti. Adı bu yüzden ünlü mucitler tarihine geçemedi. 

Muslukları su saatinin yazamayacağı kadar az açıp, iplik iplik akan suları yirmi dört saatte kovalara doldurmak da, yine o devrin ilginç buluşlarındandı. 

Bir süre elektrik saatlerinin rakamlarını mıknatısla geriye çevirmek de epey denenmiş, o nedenle saatlerin rakam gösteren mekanizması, mıknatısın oyununa gelmesin diye, kurşundan yapılmaya başlanmıştı. Bütün bunlar hep bizim yaratıcı beyinselliğimizin ürünleridir.
---------------------------------- 

Son yıllarda ise daha ince buluşlara yönelinmiştir. Örneğin dışarıya gidecek isçilerin sağlık muayenesinde sağlam raporu almalarını sağlamak için, mikroskop kontrolünden geçmiş fındık büyüklüğündeki temiz kakalar beş liradan kiraya verilmektedir. Çiş şişelerinin kirası iki buçuk, tansiyon düşürücü sarımsaklı su ise tutturabildiğinedir. Tababetteki bu aşamalar o kadar üst düzeydedir ki, henüz dünyamıza mal olamamıştır. 

Kırmızıbiberin içine kiremit tozu karıştırmak, kuru üzümle harmanlanmış küçük keçi boku ihraç etmek, zeytinyağı yerine kellik yapan parafini dayanmak hep yerli buluşlardır. Viski şişelerinden enjeksiyonla viskiyi çekip yerine çay suyu doldurmak, dışarıdan ithal edilen ayakkabıların sol teklerini İzmir, sağ teklerini İstanbul gümrüğüne getirterek, sonra da kimsenin sahip çıkmadığı bu yüzlerce tek ayakkabıyı ihalelerde ucuza kapatıp, arkasından birleştirerek piyasaya sürmek tarihsel ve anıtsal zeka mucizelerimiz arasındadır. 

Bize özgü fikir özgürlüğü yasaklı demokrasimiz bile, bu tür bir buluşun sonucudur. 

Kim demiş ki biz tarihte hiç bir şey icat etmedik? Bunu iddia etmek hem ayıp, hem günahtır...
Çetin ALTAN
(1978 yılında yazılmış bir yazı "Zurnada Peşrev Olmaz" dan)

# Kategoriler : Eğlence
# Etiketler : Etiket Yok
# Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

3 FENERLİ...
Polis 3 fenerliyi kaçakçılıktan yakalamış. Polisler: 'Sizi uluslararası suçtan tutukluyorum' demiş. 

Fenerliler de: 'Abi biz fenerliyiz, bizim uluslararası ne işimiz olur' demiş.

 

YAMYAMLAR...

Bir bankada 5 tane yamyam, programcı olarak görevlendirilirler.. Müdürleri onlara hitaben: 
"Şimdi burada çalışabilirsiniz. Burada iyi para kazanabilirsiniz. Ama yemek yemek için bankanın kafeteryasına gideceksiniz ve diğer çalışanları rahat bırakacaksınız" der. 

Yamyamlar hiç bir çalışanı rahatsız etmeyeceklerine söz verirler. 4 hafta sonra müdürleri gelir: 
"Çok iyi çalışıyorsunuz. Yalnız katınızdaki temizlikçi kız kayıp. Ona ne olduğunu biliyor musunuz?" diye sorar. 

Yamyamların hepsi "hayır" derler ve bu işle hiç bir ilgilerinin olmadığını söylerler. Müdür gidince yamyamların şefi yamyamlara döner: 
"Aranızdan hangi maymun temizlikçi kızı yedi?" diye sorar. 

En arkadaki yamyam alçak bir sesle cevap verir: 
"Ben yedim" 

Bunun üzerine şef şöyle cevap verir. 
"Ulan aptal! Biz 4 haftadır grup müdürleri, bölüm müdürleri, proje yöneticilerini yiyip duruyoruz ki kimse farkına varmasın diye, nasıl olsa onların bir işe yaradıkları yok senin durup dururken temizlikçi kızı yemen şart mıydı?!.."

 

İŞÇİ - İŞVEREN...

Toplu sözleşme pazarlığından yeni çıkmış sendika başkanı, salonda toplanmışÂ¸ işçilere ateşli bir söylev çekmektedir: 
"Yoldaşlar! Yönetimle yeni bir sözleşme yaptık... Bundan böyle haftanın dört günü daha çalışmayacağız!" 

Kalabalık ," Yaşasınnnn!" diye bağırır.
"Çalışma saatimiz beşte değil dörtte bitecektir!"...
"Yaaşşaaaaaaaa!"........ 
"Çalışmaya dokuzda değil onbirde başlıyacaaağııızzzz!".. 
"Helaaaalllll!"......
"Maaşlarımız %150 artacaaaktıııırrr !"..... 
"Vaaaaaoooaaaaaaaavvvvv !"....... 
"Yalnızca çarşambaları çalışaacağıızzzz !"

Bu sözün ardından derin bir sessizlik olur.... Derken arkalardan bir ses duyulur..... 
" Her çarşamba mı? "

 

BORÇ...

Temel'le Dursun para çekmek için bankada, gişe önünde beklerken bankaya birden silahlı dört kişi girmiş... 

Soygunculardan ikisi silahlarını gişe memurlarına, ikisi de, gişe önünde sırada bekleyen müşterilere yöneltmiş... Soyguncuların başı, 'Bu bir soygundur ve asla şaka değildir' diye sert bir sesle bağırdıktan sonra, aynı ses tonuyla gişe memurlarına ellerini havaya kaldırmalarını, gişe önünde bekleyen müşterilere de yüzükoyun yere yatmalarını ve saatleriyle ceplerindeki tüm paralarını çıkarıp, yanlarına koymalarını bildirmiş...

Temel'le Dursun da yere uzanıp, saatlerini ve ceplerindeki tüm paralarını çıkarıp yanlarına koyarken, Temel Dursun'a yüz liralık bir banknot uzatmış ve sessizce; 
'Geçen ay senden borç aldığım yüz lirayı bir türlü fırsat bulup ödeyememiştim' demiş, 'Hazır cüzdanımı çıkarmışken vereyim Dursun...'

 

DİŞ AĞRISI...

İki arkadaş halı saha maçından çıktıktan sonra dertleşiyormuş... Birincisi dişlerinden şikayet etmiş; 
'Yarın sabah hayatımda ilk defa protez taktırmak için diş hekimi Dr. Temel'den randevu aldım...' 

Öteki, 'Tesadüfe bak' demiş ve kendi protezlerini iki yıl önce ayni doktorun taktığını söylemiş...
'Öyle mi' demiş birincisi, 'Nasıl iyi mi bari?...'
'Valla' demiş arkadaşı, 'Geçen gün yine tam bu sahada top oynuyoruz... Aramızda iki metre var yok, adamın biri topa bir çaktı, inanır mısın top en az 200 kilometre hızla tam karnımda patladı, yere yıkıldığımı hatırlıyorum...' 

Birinci adam şaşırmış: 
'İyi de bunun ağzındaki protezlerle, sorduğum doktorla ne ilgisi var?...'
'İnan bana' demiş arkadaşı, 'Son iki yıldır ilk defa tam o an dişlerimin ağrısını unutabildim...'

 

SOHBET...

Uçağın havalanmasını beklerken adamın yanında oturan diğer yolcu, adama dönmüş ve:
-Biliyor musunuz, bir yerde okumuştum eğer yolculuk esnasında yanınızdaki ile sohbet ederseniz, seyahat süresi daha kısa geliyormuş insana.

Kucağındaki kitabi okumak üzere yeni açmış adam, kitabı yavaşça kapatmış ve adama;
-Hangi konuda sohbet etmek istersiniz?
-Bilmem ki, nükleer enerji konusunda konuşmak ister misiniz? 
-Olabilir, bu ilginç bir konu olabilir ancak nükleer enerji konusuna girmeden önce size başka bir soru sorayım.

Bir at, bir inek ve bir keçi, üçü de ot yiyerek beslenmelerine rağmen, keçi misket şeklinde, inek sıvı şeklinde, at ise kurutulmuş ot şeklinde dışkılar. Sizce neden?

Sohbet etmek isteyen adam, hayretle bakmış;
-Hiçbir şey aklıma gelmiyor, bilmiyorum. 

Kitabını okumak isteyen adam;
-Hiç bir bok hakkında bilgin yoksa ne demeye nükleer enerji konusunda sohbet etmek istedin?

 

GAZETECİLER...

Ülkede kriz gerçekleşmiş, iki genç Türk gazeteci atmışlar kendilerini yurtdışına... Bir iki hafta barlarda zaman geçirip, hayatın tadını çıkartmışlar. Sonra iş aramak için kapıları çalmaya başlamışlar. 

Bir gün, iki gün, bir hafta, iki derken, ümitleri iyice kırılmaya başlamış. O sırada bir ilanı görünce gözleri parlamış. Çiftlikte çalışacak işçi aranıyor' Koşarak gitmişler. 

Çiftlik sahibi, tepeden tırnağa süzmüş bizimkileri, sonra ellerine birer kürek tutuşturmuş, büyükçe bir ahırın kapısına götürmüş. Günde üç öğün yemek, saati 5 Euro karşılığında, ahırdaki gübreyi, 50 metre ilerideki kuyuya taşımalarını istemiş. Yatacak yer de vermiş. 

Umutsuzluktan umuda ulaşan bizim Genç Türkler bir haftalık işi iki günde bitirivermişler. Ahır pırıl pırıl olmuş. Çiftlik sahibi ağzı kulaklarında, bizimkilerin çalışmalarından son derece memnun, çiftlikte sürekli iş önermiş. Bizimkiler, bir daha sokaklara düşmemek için kabul etmişler. 

Adam, bu sefer onları tavuk çiftliğine götürmüş. Makinenin başına gelmişler, anlatmış olayı. Düğmeye basın, yürüyen bant çalışmaya başlar. Önünüzde iki kutu var, irileri sağ taraftakine, küçükleri sol taraftakine koyup, kutuları bantlayıp, ait oldukları kolilere yerleştireceksiniz." İş bu kadar basit, anlatmış ve gitmiş. 

Geçmişler bizimkiler birer tarafa basmışlar düğmeye, bant hareket etmiş, önlerine bir yumurta gelmiş, almışlar ellerine, bakmışlar, bakmışlar, "iyi mi, kötü mü, büyük mü, küçük mü" tartışmaya başlamışlar. Bu arada bant akmaya devam etmiş ve yumurtalar, bantın ucundan çöp tenekesine düşmeye başlamış. Çiftlik sahibi tesadüfen gelmiş yanlarına bakmış, onlarca yumurta boşa gidiyor, bizimkiler hala ellerinde bir yumurta tartışıyor. Durdurmuş bantı, "Ne yapıyorsunuz?" demiş kızgınlıkla... Gençler şaşkın bakınca, Siz Türkiye'de ne is yapıyordunuz?" diye sormuş. 
"Gazeteciydik!" 

"Belli" demiş adam, "Bok atmayı çok iyi beceriyorsunuz ama, iyiyle kötüyü ayırt etmeyi bir türlü beceremiyorsunuz!"

 

SEVGİLİLER GÜNÜ...

Sevgililer Günü kadın sabah uyanır uyanmaz; ''Kocacııııım'' demiş... ''Rüyamda ne gördüm biliyor musun, akşam eve geldiğinde çok güzel paketlenmiş bir kutuyla geliyorsun. Ben de paketi heyecan içinde açıyorum ve içinden ne çıkıyor biliyor musun?... BİR İNCİ KOLYE!... Sence bunun anlamı ne olabilir?

Adam gülümsemiş: ''Bu akşam öğrenirsin sevgilim...'' Ve adam akşam eve gelmiş, elinde gayet güzel paketlenmiş bir kutu... Kadın gözlerine inanamamış; ''Kocacıııııımmmm sen bir harikasın!..'' diye paketi alelacele açmış... Ve kutunun içinden ne çıkmış dersiniz?
RÜYA TABİRLERİ KİTABI...

 

DÜNYA BANKASI DANIŞMANI...

Çoban'ın biri dere kenarında koyunlarını otlatıyormuş. Tam o anda, yanına bir Cherokee Jeep yanaşmış. Brioni gömlek, Cerruti ayakkabılar giyen, Ray-Ban gözlüklü ve YSL kravatlı bir sürücü aşağıya inmiş ve çobana sormuş. 
'Eğer kaç tane koyunun olduğunu bilirsem bana onlardan bir tanesini verir misin?' 

Çoban bir adama bir de koyunlarına bakmış, 
"Tamam" diye cevap vermiş. 

Genç adam arabasını park etmiş, telefonunu bilgisayarına bağlamış bir NASA sitesine girmiş, GPS'ini kullanarak yeri taramış, bir database ve logaritma ile doldurulmuş 60 excel tablosunu açmış ve 150 sayfalık bir rapor basmış. Çobana dönmüş, 

"Tam olarak 1586 adet koyunun var" demiş. 

Çoban, 
"Doğru" diye cevap vermiş, "Koyununu alabilirsin." 

Genç adam koyunu almış ve jeep'inin arkasına koymuş. Bu sefer çoban genç adama dönmüş, 
"Eğer senin ne iş yaptığını bilirsem koyunumu geri verir misin?" diye sormuş. 

Adam, 
"Evet neden olmasın" diye yanıtlamış. 
"Sen Dünya Bankası'nda Danışmansın" demiş çoban. 

Adam sormuş, 
"Nasıl oldu da bildin?". 

Çoban "Çok basit" diye cevap vermiş. " Buraya çağrılmadan geldin, bu bir... İkincisi benim bildiğim bir şeyi bana söylemek için benden bir koyunumu istedin. Üçüncüsü yaptığın hiçbir şeyden anlamıyorsun çünkü köpeğimi aldın!"

 

CAN YÜCEL'DEN...

Yazılarında "göt" kelimesini açık açık kullandığı için mahkemeye verilen Can Yücel, mahkemedeki sözlü savunmasını 'Ne diyeyim hakim bey, bizim köyde göte göt derler' diye bitirir, ancak öncesinde bir de fıkra anlatır mahkemede. (C. Yücel bu davadan beraat etmiştir.)
Fıkra:

Bir köyde ateşli bir hasta vardır, kasabaya doktora getirir hastayı köylüler. Koca devletin koca doktoruna. Doktor hastaya fitil verir ve köye döndükleri gibi hastaya fitili anüsten vermelerini söyler köylülere. Köylüler tabi 'tamam doktor bey' diyip köye giderler. 

Köydeki herkese sorarlar, en bilgelere bile, ama kimse anüs ne demektir bilemez. Bu nedenle bir turlu ilacı da veremezler hastaya. Hastanın durumu da gitgide kötüleşmektedir. Bunun üzerine koylu, doktora, koca devletin koca doktoruna telefon etmeye karar verir ama kimse buna yanaşmaz. Ne cüret di mi doktoru arayacak bi köylü. 

Neyse durumun vahameti üzerine muhtar aramayı kabul eder. Bütün koylu toplanır santrale, muhtar arar, "biz ne yapacaamızı bilemedik dohtor bey" felan der işte. Karşıdan doktor bi şeyler söyler. Muhtar döner arkasına: "makattan verin dedi dohtor" der. Yine tüm köye sorarlar, komşu köylere birilerini yollayıp sordururlar felan, ama makat ne bilen yoktur yine. 

Hasta ise gitti gidecek, ateşler içinde kıvranıyo baya. İhtiyar meclisi toplanır. Son çare, doktorun bir kez daha aranmasına karar verilir. Yine kimse aramak istemez doktoru. Nihayetinde yine biri kandırılır, telefonun başına geçer, ama bi yandan söylenmektedir: "çok kızacak dohtor çok!" diye. Sonunda telefonu açar, durumu anlatır, doktor bi şeyler söyler yine. Telefondaki köylü, yüzü allak bullak, arkasını döner: "çok kızacak demiştim; götüne sokun dedi".

 

FARKLI ÇÖZÜM...

Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar: 'Bir insanin akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz' 

Doktor: 'Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz. Bir kaşık, bir fincan ve bir kova. Sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz. Siz ne yapardınız'

Adam: 'Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova kaşık ve fincandan büyük'

"Hayır," der doktor. "Normal bir insan küvetin tıpasını çeker."

 

MİMAR SİNAN... 
Edirne'deki Selimiye cami yapımında Mimar Sinan'ın caminin ortasında oturmuş nargile içerken gören işçiler homurdanarak: 
-Ulan biz burada çalışıyoruz adam orda oturmuş keyif yapıyo! derken Sinan olaya girer: 
-Ses caminin her yerine eşit olarak dağılıyo mu diye hesaplıyorum !! 

# Kategoriler : Eğlence
# Etiketler : Etiket Yok
# Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Lazın Amerika'da oğlu olmuş, adını ne koymuş?
- Basic 

Karadenizdeki ayakkabıların içinde ne yazıyormuş?
- Önce parmaklar 

Karadenizdeki şişelerin altında ne yazar?
- Öbür taraftan açınız. 

Laza "güzel mi olmak istersin, çirkin mi" diye sormuşlar: 
- Güzellik geçicidir. 

Laz duş yaptıktan sonra ne yapar? 
- Islak elbiselerini çıkarır. 

Beş laz bir ineği nasıl sağar? 
- Biri memesinden tutar, diğer dördü ineği aşağı yukarı çeker. 

Laz isçilere neden 10 dk.'dan fazla mola vermezler? 
- Daha uzun mola verirlerse ne iş yaptıklarını unuturlar. 

Laz kola otomatiğine gitmiş, bir teklik atıp kola almış. Biraz sonra tekrar gelip bir kola daha almış, az sonra bir teklik daha atıp kola almış. Daha sonra cebindeki bütün metelikler bitince: 
- Arkadaşlar hemen cebinizdeki bütün bozuklukları bana verin. 
- İyi de, neden? 
- Bugün şansım çok yaver gideyu. 

Laza karayollarını boyama izni vermişler. Laz başlamış çalışmaya. İlk gün tam 200 metre boyamış, ikinci gün 100 metre, üçüncü gün 50 metre, ve dördüncü gün sadece 10 metre boyayınca patronu lazı çağırmış: 
- Oğlum hayırdır iyi çalışıyordun no oldu? 
- Ben yine iyi çalişayrum. 
- Dün 50 metre boyamışsın, bugün 10 metre.. 
- Eee.. haliyle ilk günler kovaya gidip gelmek kolaydı, sonra vakit almaya başladı.

Asker Temel'e tren istasyonunu kullanılamaz hale getirmesi söylenince ne yapmış ?
-Gişeden bütün biletleri alıp imha etmiş. 

Temel buzdolabında içi boş şişeler bulunduruyormuş niçin?
-Hiç bir şey içmek istemeyen misafirleri için. 

Temel yere bir daire çizip bu dairenin içinde horon tepmeye başlamış. Niçin? 
-Kendi çapında eğlenmek için. 

Temel sigarasını bir metre uzunluğundaki ağızlığa takıp içiyormuş. Niçin? 
-Doktoru sigaradan uzak durmasını söylediği için. 

Temel her gece yatmadan önce ayaklarına böcek ilacı sıkıyormuş. Niçin? 
-Ayaklarında karıncalanma olduğu için. 

Temel, yaşlı dedesine gönderdiği mektubu büyük harflerle ve iri iri yazmış. Niçin?
-Dedesinin kulakları ağır işittiği için. 

Temel hamile karısının çok su içmesine izin vermiyormuş. Niçin? 
-Bebek yüzme bilmiyordur diye... 

Temel, her yemekten sonra cebine bir kaşık koyuyormuş. Niçin? 
-Doktoru yemeklerden sonra bir kaşık almasını söylediği için. 

Tavandan sarkan kordonun ucunda titreyerek sallanan kararmış şey nedir?
-Acemi elektrikçi Temel. 

Temel arkadaşının alnına konan sineği tabancayla öldürdükten sonra ne demiş?
-Bi sizden bi bizden.. 

Temel bir İngiliz bebeği evlatlık edinmiş. Neden? 
-Büyüdüğü zaman kendisine İngilizce öğretsin diye.. 

Temel, Dolmakalemiyle mektup yazarken birden çok hızlı yazmaya başlamış. Neden?
-Dolma kalemin mürekkebi bitmek üzereymiş. 

Temel doktorunun muayenehanesine kocaman bir fıçı ile gitmiş. Niçin? 
-Doktoru altı ay sonra idrarınla birlikte gel demiş... 

Temel, yeni aldığı ayakkabısını bir hafta giymemiş. Neden? 
-Satıcı bir hafta kadar ayağınızı sıkabilir dediği için.

# Kategoriler : Eğlence
# Etiketler : Etiket Yok
# Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz
Arama
  Ara
Sayfalar
Takvim
<Temmuz 2017>
PSÇPCCP
262728293012
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31123456
Bağlantılar